Cumartesi, Kasım 04, 2006

ŞEYH ÇABUK CAMİİ






Şeyh Çabuk Camisi (Merkez) , (2000 yılından itibaren Diyarbakırkapı mahallesine dahil edilmiştir)Diyarbakır Kapı Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamakla beraber, yapı üslubundan XV.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bazı kaynaklarda da bu yapının kiliseden camiye dönüştürüldüğü yazılı ise de bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Cami enine gelişen dikdörtgen bir plan düzeni göstermektedir. Avlusuna basit ve sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu avlu içerisindeki camiye kuzeybatısındaki eyvan biçiminde olan kapalı bir bölümden girilmektedir. Giriş eyvanının güneyinde bir mekân bulunmakta olup, bunun türbe veya başka bir amaçla yapılıp yapılmadığı da bilinmemektedir. Bu bölümün bir dergâh fonksiyonunu üstlendiği de ileri sürülmüştür.


Şeyh ÇABUK mahallesinde Şehir merkezinden Diyarbakırkapı,ya giden yolun güneyindedir.
Yapım tarihi belli olmamakla birlikte 15. yy da bugünkü kimliğini kazanmış olma olasılığı yüksektir. Camiye adını veren Şeyh ÇABUK hakkında bilgi yoktur. Sürekli onarım geçirmiş olan yapının 19 yy.daki onarımları ile ilgili olarak Abdülgani efendi
1843 1873 yıllarını vermektedir, bahçe kapısındaki yazıt 1843 tarihlidir.
Cami oldukça geniş bir sahaya yayılmış olup girişin sağ tarafında bulunan tonozla örtülmüş mekanın türbe yada zikir yeri olması muhtemeldir.Ana mekanın örtü düzeni, yapının geçirdiği onarımları ele vermektedir. Doğudaki ikinci ayağın karşısına gelen kapı 1968 de açılmıştır. Ana mekan, enine uzun iki beşik tonozla örtülü neften oluşmaktadır. Bu oluşum bölgedeki mimari gelenekler içinde görünür. Yapının girişinde görülen zaviye benzeri yapı, 15 yüzyıldaki kolonizasyon siyaseti içerisinde önemli rol oynayan ''tekke'' ögesini akla getirdiğinden yapının AKKOYUNLU döneminde inşa edildiği olasıdır. 15 yy. OSMANLI vakıf kayıtları arasında adı geçen ''Şeyh ÇABUK mescidi'' bu tarihlendirmenin sağlığına ışık tutmaktadır.
Kaynak
Bibl. Abdulgani efendi; Altun 1971 52-4 ;Dolapönü 1972.134 ;Göğünç 1969 .110; Paksoy 1967 14 ;Sözen 1981 79-80; Bizbirlik 1995 178-9 Sinclair 1989 208

ÇABUK MAHALLESİ

19. yüzyılın başlarına gelindiğinde Mardin’de mahalle sayısı 13’e çıkmaktadır: Eminüddin Mahallesi, Babü’l-Cedid Mahallesi, Tekye Mahallesi, Cami-i Kebir Mahallesi, ŞEYH ÇABUK Mahallesi, Şeyh Şeyhullah Mahallesi, Şehidiye Mahallesi, Gölasiye Mahallesi, Latifiye Mahallesi, Medrese Mahallesi, Meşkin Mahallesi, Necmeddin Mahallesi72. 19. yüzyılın sonlarına ait salnamelerde de Mardin’de mahalle sayısı, isimleri yazılmadan, 13 olarak gösterilmektedir.


Yukarıda görülen BERAT'I ŞERİF 19 KASIM 1997 tarihinde, Beyoğlu emniyetinde görevli Fikret ÇABUK'un araştırmaları sonucu bulduğu,ömrü vefa etmediğinden kimden nasıl temin ettiği hakkında bilgi alamadığım , kendi el yazısı olan görüntüdeki mektupla tarafıma ulaştırılmıştır.
Her kim ki bu satırları okuya, 2000 yılında elim bir olay sonucu hakkın rahmetine kavuşan Arkadaşım , Kuzenim Fikret ÇABUK'un ruhuna FATİHA okuya,
Fotoğraf orjinali deri üzerine yazılı Hicri 1257 Miladi 1841 senesinde , İslam halifesinin fermanıdır .
BERAT'I ŞERİF'in, sol üst köşesinin görünümüdür, diger parçaları Özcan ÇABUK'un çalışması ile tahrif olan kısımları onarılarak sitede gösteriminize sunulacaktır.

İzini sürdüğümüz Ecdadımızın emaneti şu anda ALMANYA 'daki UNCU ailesinde olup, Hüseyin Dedenin dayısı Hac NADİR tarafından ,O zamanın UNCU ailesinden damadı olan Mahmut BEYAZİ isimli zata verilmiş fakat bir daha teslim alınamamıştır.

Şu andan itibaren UNCU ailesinden beklediğimiz, kendilerine de yakışan davranış bugüne kadar özenle muhafaza ettikleri ECDAD emanetimizi tekrar gerçek emanetçilerine tevdi etmeleri ve bizlerin sekteye uğramış bu görevimizi devam ettirmemizin yolunu açmaları gereğidir, Şeyh ÇABUK' un , son ÇABUK İMAM 'ın ve hatta UNCU dedelerinin ruhları da bundan sonra daha bir huzura kavuşacaktır.

Vakıadir ki bu zamana kadar bizlerin yerine onurla sürdürdükleri bu yüce görev bundan sonra ÇABUK torunlarının hakkı ve görevidir.
Bu emanetin devriyle şimdiye kadar yapmış oldukları bu görev daha bir kutsallık kazanacak ve ÇABUK soyunun kendilerine minnettarlığı ebede kadar sürecektir, mamafih bundan sonra rızamız olmadan ECDAD emanetimizin saklanması emanetin ruhuna bile tezat oluşturmakta ve herhangi bir süs eşyasından öte bir anlamı ve kıymeti harbiyesi kalmamaktadır.

Son imamın torunu ''Mehmet TARZAN''ın oğlu Sabri ÇABUK ALMANYA'da ECDAD emanetimizi muhafaza eden UNCU ailesi ile görüşmüş fakat bir sonuç alamamıştır, çabamız sürecek ve Bir gün SU ÇATLAĞINI tekrar bulacak.
Cami fotoğrafları : Vedat ÇABUKOĞLU
Diğer fotoğraflar : Özkan ÇABUK

Cuma, Kasım 03, 2006

Anlamlı resimler

Site içeriği bakımından Anlamlı resimler yazısı ''habercinin sitesi''ne taşındı.
Bakınız LİNKLER

Perşembe, Kasım 02, 2006

İlk öyküm

TÜRKİYE DUBLİN İRLANDA MARDİN

Medeniyetlerin beşiği Mardin'e ilk gelişiydi.
Adını tarihteki İrlanda'lı Kelt'lerin savaş tanrısından alan Mr. Morrigan'ın, Mardin 'e yolculuğunun sebebi tarihe ve insanlara olan aşırı tutkusuydu. Yazları da okulda ders verip daha fazla para kazanmak yerine, dünyanın değişik coğrafyalarını gezerek toplumların inanç ve yaşam biçimlerini araştırma ,gözlemle geçiriyordu.

Dublin'de topu topu sayısı on kişiyi bulmayan bir kaç Türk aileyle de dostluk kuramamış, Türkiye'yi öğrenme şansı dahi olmamıştı, Çoğu Avrupalı gibi suç oranının hayli yüksek olduğu ön yargısına ragmen herseyi göze alarak gelmisti Mardin'e,
Yağmurlu ülkenin soğukkanlı insanı kısa sürede sıcak iklimin sıcakkanlı, insanlarıyla tanışmış,kaynaşmış Mardin'i gönlünün Avrupa birliğine kabul etmişti. Kırklar kilisesinde, Deyrulzafaran'da özgürce dinlerini yaşayan, eğitim alan Hristiyan Süryanilerin, Müslüman Türk ve Kürtlerle sorun yaşamadıklarını öğrenmiş , duyduklarına inanamamıştı.
ÇABUK mahallesinde, Kırklar kilisesinin çan sesleriyle, Şeyh ÇABUK camisinden yükselen ezan seslerinin birlikte çıkardığı aksak ritmi yakalamış, cenaze namazlarına katıldıklarını söyleyen Süryanilerdende bir o kadar etkilenmişti.


Büyülenmiştim sanki, artık her yıl ülkenize gelmekle kalmıyor dostlarımın da gelmesini sağlıyordum diyor, ve anlatmaya devam ediyordu, tatiller ziyaretlere dönüşmüş artık Mardin'i benimsemeye başlamıştım
Yıllar sonra ki ziyaretlerimden birisinde ilginç bir teklif aldım, yeni açılmakta olan bir koleje İngilizce öğretmeni alınacakmış, teklif gelince kabul ettim,resmi işlemlerin kolaylaşmasına Mardin valiliği ön ayak oldu . Mardin'e yerleştim, okulumu çok seviyorum, civar köylerden başarılı öğrenciler burslu kabul ediliyor.
Öğrencilerime derste İrlanda tarihiyle ilgili bir olayı aktardım 1846’da İrlanda’da "büyük patates kıtlığı" baş gösterdiğinde, yarım milyon kişi dünyanın gözü önünde açlıktan ölürken, bir tek Osmanlı, yaptığı patates yardımıyla İrlandalıların biraz olsun imdadına yetişebilmiş.
Yanlış tarım politikalari ve iklimin elverişsizliği sonucu, O dönemde yegane besin ve geçim kaynağı patates olan İrlandalılar, "blight" isimli mantar hastalığı patatese düşüp kıtlığa sebep olunca, topraklarının kirasını İngilizlere veremez olmuşlar.
Toprak sahipleri, 100 bin kişiyi sokağa atıp, yerlerine kirasını "bir şekilde" ödeyebilen inek ve koyunları toprağın yeni kiracıları olarak belleyince, İrlanda’dan Yeni Dünya’ya "büyük göç" baslamış.

Tarihte Osmanlı egemenliğinin başarısı da bu politikadan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Araştırma merakım bu zaman süresinde Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini de öğrenmeme neden oldu.
Kendimi fahri bir Türk elçisi gibi görüyorum, kendi vatanıma tatile gider oldum , hala Türklerin yeni tanıştıkları birine ilk sordukları ve bir türlü alışamadığım nerelisin ! sorusuna Mardin'liyim diye cevap veriyorum.
Tatillerimde İrlanda'da Türkleri ve Atasını anlatıyorum , ''YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ '' ilkesine sahip çıktıkça Türk insanının ,Avrupa insanıyla hoşgörü ve dostluk bağlarını daha hızla kuracağına , bu ilkeye sahip bir toplumun fertlerinin iyi bir eğitim ve iş olanakları sağlandığı takdirde en son yapacakları işin suç işlemek olacağına inanıyorum.

Tam öyle güzel anlatıyorsunuz ki, memleketimle gurur duyuyorum ,bakın size bir şey söylemek istiyorum, dediğim sırada ;
Birden omuzuma dokunulduğunu farkettim, uzun boylu, temiz giyimli, kara kalın kaşları alnının ortasında birleşmiş, renkli gözlü, yüzü traşlı ,görünüşü insana güven hissi veren, orta yaşın üzerindeki muhtemelen camide imam yada müezzin olan kişi tepemde , gülümseyerek,
- Kalk ! evladım, kapanma saati geldi, dedi.
Başkaca bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağımdaki Çabuk camisinde yatan haberci, kitabını eline tutuştup ,birazda utanıp,sıkılmış bir halde,
- İyi akşamlar
diyerek arkama bakmadan, telaşla camiden ayrıldım, ayakkabılarımı nasıl giydiğimi bile hatırlamıyorum, merdivenlerden birer ikişer çıkıp, caddenin hemen öte tarafındaki evimizin olduğu karanlık sokağa dalıp, kayboldum.
Her hakkı saklıdır @ 2006

Nebil ÇABUK
K.ÖREN / ANKARA-12.10.2006
Henüz hiç bir blogcunun yazı yazmadığı bloguma geçen ay yazdığım (18.11.2006) bugün son halini verdiğim ,ilk öykü denememi paylaşıyorm.
Saygılarımla

Çarşamba, Kasım 01, 2006

Başlangıç


Merhaba bu ilk yazım uzun süredir düşündüğüm halde bir fırsat yaratıp blog sahibi olamadığımdan bugüne kısmetmiş,
ÇABUK MAHALLESİNDE YATAN HABERCİ ! konusuna da açıklık getireceğim bir zaman sonra.
İyi bir başlangıç yazısı yazmak uğruna dün akşam açtığım bloga yazmayı bu sabaha kadar erteledim ,nasıl olursa olsun bir tarafından başlamak gerekiyor ,ilginç olan tesadüfi tarih yakalamış olduğum onuda şimdi farkettim .
Arkadaşlarla birbirinize mesaj göndermek belli süre sonra kesmiyor insanı, yada en azından benim için böyle oldu arayış içinde burayı buldum.
Neden burası ?
Uzun zamandır okuyorum, bu bloglarda yazılanlar diğerlerine nisbeten daha aklıcı geldi bana belki de ondan bilmiyorum .
Yalnız şunu aklım kesmiyor bu blogu buldunuz, okudunuzda, vakit ayırıp kim cevap yazar ?
İnşallah yanlış bir seçim değildir okuyan ve cevap yazan oldukça daha akılcı yazılar yazacağıma inanıyorum.
Görüşmek dileğiyle tüm blogculara saygılar sunarım.
nebil ÇABUK
01.11.2006