Cuma, Kasım 24, 2006

ŞİYŞE'nin yolculuğu (II.öyküm)




Mar-doy otobüsü gelmeden yetişmeliyim, lapa lapa yağan karın altında kaç yıldır yenileyemediğim botlarımın, artık incelmiş ve kayganlaşmış tabanıyla, her an kayıp düşmemek için bir cambaz kıvraklığıyla, hızla ilerliyorum.
Çocukluğumuzdaki kış günlerini hatırlıyorumda, her kayıp düştüğümüzde arkadaşlarla alaycı bir edayla birbirimize söylediğimiz kaç rekat kıldın, ''Allah-ü Ekber yatta geber '' sözleri kulaklarımda çınlıyor biraz hüzün ve buruk bir soğuk kaplıyor içimi ;
sonra tekrar ayaklarımın üşümesi, sözüm ona deri diye, yeni adıyla Osmanlı pazarı, eski adıyla Rus pazarından hemşerimiz olan Kunduracı Abdul Alim'den almıştım.
Botlara neden kızıyorum, sonra adam ne yapsın ki, ''bu kadar paraya bu kadar köfte'' , hem kaç yıl oldu ne söyleniyorum böyle kendi kendime ?

Tabi ki haftalardır mesai yapıp, mesai ücreti alamazsan, olacağı bu, kime çatacağına şaşırır insan bir de şu soğuk olmasa, fakat halime şükür de etmeliyim değil mi ya ! Atölyede sigortasız çalışan, üstelik ikiside mühendis , temizlikçi Svetlena veya montajcı Maksim gibi olsaydım, hem maaşımda onlardan yüksek nankörlük etme, patronun kıymetini bil !
Bir elimde sefer tası diğer elimde atölyenin bulunduğu işhanının girişindeki kitapçıdan aybaşında ödemek kaydıyla büyük oğlum , Kadri' ye aldığım Anna Swell'in Siyah inci ve küçük fareye aldığım boyama kitabı , benzinliğin köşesindeki halk ekmekten aldığım beş ekmeği ve süpermarketin önünde promosyon yapan AYLA yağları firmasının kamyonundan aldığım iki külah patlamış mısırı da aynı poşete koydum.
'' Şu belediyeciler mangalda kül bırakmazlar , halk ekmekten başka bir faydalarını görmedik şimdiye kadar artık yeter , hayat mı bu '' , sefertasının sapı da soğuktan elime yapışmış , derim sıyrılmadan çıkmaz, Şiyşe'yi nasıl tutacağım ?

- Otobüs perona girmek üzerededir acele etmeliyim, babaannemin halasının ikinci kuşak torunlarından Şişko gönderiyor Şiyşe'yi her kış, çocuklar üşütüp hastalandıklarında pişirelim diye, iyi gelirmiş soğuk algınlığına, buradakilerde aynı şeyi Tarhana için söylüyorlar
Ankara yolcularını indirdikten sonra Bursa'ya, oradan da İstanbul'a gidecek olan Mar-doy otobüsüne yetişmek içindi tüm telaşım. Saat 5.30 da AŞTİ 'ye perona girecek , henüz onbeş dakika var merdivenlerden hızla iniyorum ,

- Oda ne , otobüs peronda yolcuları indirmiş şimdi tek yapmam gereken emanetlerin yukarıya çıkmamış olması için dua etmek, aksi takdir de yazıhaneye çıkan Şiyşe için ödeyeceğim para , ''astarı yüzünü geçti'' konusuna dönecek .

Mar-doy 'un yazıhanesi bugünkü kargoların biraz ilkeli, emanetçi deposu gibi, fakat fiyat listesi falan yok, tahmini belirlenmiş fiyatlar, yazıhanedeki Suat amca, öğretmen emeklisi , insiyatif falanda kullanmaz, neme lazım patronlarla kötü olamam, dediği an film kopar, istenen para ödenmeden emanet dışarı çıkmaz.
Şiyşe'yi neden otobüsten almam gerektiğini bilmem anlatabildim mi ?
Bagajdan çıkmadan bitirmeliyim işi, hem muavinlerle samimi olan servisçi Hasip abiyle de eve kadar beleşe giderim.
Fakat geçen aylarda hanımı ölen hasip abiye başsağlığına gitmemiş dahası bir telefon bile açmamıştım yüzüne nasıl bakacağım bilmiyorum.
''Bir de şöyle Mardin'liyim böyle Mardin'liyim dersin yuh sana''.
- O ' da Ankaranın bir ucunda oturmasaydı kardeşim, Keçiören nere Ümitköy nere, zaten şafak sökene kadar mesai yapıyor bir de karşılığını alamıyoruz ! vakit mi kalıyor, pazar günü de kurt sürüsüyle dalaşmış it gibi akşama kadar evde uyuduğum halde, dinlenemiyorum.
Malum nobelli yazarımız ! ORHAN PAMUK'un alıntılarla dolu dedikleri Beyaz Kale kitabını bile hala bitiremedim.
- Aslında yeğenini postahanenin kapısında gördüğümde, öğrenmiş hatta telefon numarasını da almıştım tümüyle haksızım, en iyisi karşılaşınca haberim yokmuş gibi davranıp daha sonra gönlünü alırım .

Allahtan dualarım kabul oldu ,eşyalar yazıhaneye çıkmadan yakaladım annem hep söyler ''Melle Muhammed''(tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Mardin'de ĞURS denilen yerde yaşadığı rivayet edilen Şeyh Molla Muhammed) torunlarıyız sakın kimselere beddua etmeyin kabul olur , Ona da babası öyle dermiş hiç inanmam güler geçerim , fakat hep haklı çıkmıştır.
Bu kadar heyacan bana yeter avuçlarım terden su gibi oldu servis gitmeden yetişeyim, kaçırırsam bu havada eve gidene kadar kalıp olurum, çuvalı omuzladım , çuval dediysem öyle bildiğiniz çuvallardan değil on , on beş kilo kadar, haydee bir kapıdan öte kapıya maraton, servis kalkmak üzereyken yetiştim oturmayı hayal bile edemiyorum, içerisi hınca hınç dolu şansım yaver giderse sürücünün hafif sağ arkasındaki kalorifer peteklerinin yanına çuvalı indirir, hem oturur, hem de ısınırım , yoksa yine dua mı etmeliyim, aynen öyle oldu Hasip abiye selam verdim, çuvalı yerleştirip kuruldum, içerde bir telaş, kargaşa , Ankara'ya ilk defa gelenlerin inecekleri yerleri anlatma çabaları Arapça ,Türkçe karmakarışık gidiyor , Hasip abi herkesin nerde ineceğini öğrenip güzergah belirledikten sonra Emek semtine girmiştik bile artık sessiz devam eden yolculuğumuzda radyoda 06.00 haberleri duyalabiliyordum, Kızıltepe'de öldürülen baba ve oğlunun Eskişehir'de bugün duruşması varmış , bu gibi muamma olaylar Mardin'de terörün ekmeğine yağ sürüyor.
Soğuktan buz kesmiş artık yerinde durup durmadığından pekte emin olamadığım ayaklarım, kaloriferin sıcaklığı ile , bileklerinden kopmuş bulutların üzerinde geziniyor hissine kapılmıştım, birazda yorgunluk ve sıcaklığın verdiği rehavetle uyuklamaya başlamış olmamdan herhalde !

Belediyenin asfalt çalışmaları yüzünden delik deşik olmuş yolda çukurlara giren aracın verdiği sarsıntıyla bir an uyanıyor durum normale dönünce tekrar uyuklamaya devam ediyordum, bu kısa uyuklamalar esnasında gördüğüm rüyalarımda baba ne zaman bot alacaksın diyen Kadri'nin , ne zaman mont alacaksın diyen küçük oğlum farenin sesi kulaklarımda,, tam cevap verecekken yeni çukurlara giren aracın sarsıntısıyla tekrar uyanıyor , araç normal seyrine dönünce uyuklamaya devam , oldukça hoş bu durumu yaşayanlar bilirler, yolculuğun bitmesini istemezsiniz.
Bir de yanıbaşımdaki koltukta oturan orta yaşlı , güzel giyimli kadının üzerindeki, yumuşacık, tavşan yada tilki kürkünden yapılmış mantosunun yaydığı O tarif edemediğim hoş kokunun sarhoşluğu da eklenince değmeyin keyfime !
Bizim hatuna böyle bir manto alsam nasıl sevinir diye düşlerken yüzümde hafif bir tebessüm oluşuyor
Tekrar çukura giren aracın sarsıntısı ile uyandığımda kadınla bir an gözgöze geldim , daha fazla komik duruma düşmemek için gözlerimi oğuşturarak silkindim.
Bu sıra arkadaki koltukların boşaldığını farkettim , fakat bu sıcacık yeri ve güzel kokuyu terkedip arkada oturmayı hiçte hazzetmiyorum.
Hasip abi de farketmiş olmalı ki bana hitapla !
- Bak arka sıra boşaldı hem orada rahatca uyuklarsın .
Diyerek, alaycı bir tavırla beni arkaya kovaladı, kürk mantolu kadın, ilk sağ sokağın başında inmek istediğini söylediğinde Etlik Kasalar'dan İncirli'ye giden caddede olduğumuzu farkettim , kendisini karşılamaya gelenlerle birlikte bir sürü valizlerini indirerek bir de hayır duası aldım.
Kalan bir kaç yolcuyu da Meteoroloji ve İncirli'de indirdikten sonra Hasip abiyle başbaşa kalmıştık, kısa hoş beşten sonra yalnızlıktan yakınmaya başlayan, Hasip abinin hanımının öldüğünü yeni öğrenmiş gibi başsağlığı dileyip ve hatta ruhuna Fatiha bile okuduk birlikte, bu zor durumdan da alnımın akıyla sıyırmıştım, kendi kendime söz verdim, bu gibi durumlarda gidemezsem bile bir telefon açıp başsağlığı dileyeceğim en azından.
Annesi Arap babası Kürt olan Hasip abi Keçiörende oturduğu zamanlarda Yozgat ve Kırşehir'lilerle içice yaşamış olmaktanda tamamen melez katledilmiş bir aksanla, arasıra Kürtçe, Arapça kelimeler de kullanarak konuşuyor tüm çabama rağmen kendimi tutamayıp sırıttığımda bana, ne o açıkta birşey mi gördün diyerek, Mardin'lilerin bu gibi durumlarda sıkca başvurduğu bir uslupla azarlıyordu.
Öyle güzel sohbete dalmıştık ki aramızdaki onca yaş farkına rağmen aynı kaderi paylaşan iki gurbetçi, kimi zaman abi, kardeş kimi zaman firma görevlisi , müşteri ilişkisi içinde yıllarca iki arada bir derede fakat saygı,ve uyum içinde yaşadığımız yıllar Reyhani eşliğinde bir film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden, eve varmak istemiyor canım , dua etsem kabul olur mu acaba anneciğim !
nebil ÇABUK
24.11.2006 K.ÖREN/ANKARA
her hakkı saklıdır @ 2006

9 yazı sende yaz:

Adsız dedi ki...

Valla şekerim benim gibi bir edebiyat dahisine bunu sorman çok iyi oldu

Bak hemen okudum eleştiriyoruuuuummm..

Bence çok hoş olmuş ama ben edebi açıdan değerlendirmemi diycem buna bilmiyom artıkk.benim okuma zevkime uyuyor çünkü.akıcı cümleler anlaşılır, bence anlatımı çok güzel sanki cümleler uzun gibi, ama valla başladım ve bitirdim yani okuyasım geldi

Cidden çok beğendim, içinde hem tarih var gibi hem eskiden hem bugün yaşanmış ben seviyorum böyle yazıları. Roman olur inşallah.bak kitabı çıkarsa felan isterim imzalısından

tebrikler
Neslisah Sevinc Arslan GARANTİ(Bahcelievler-Istanbul Subesi)
Sent: Tuesday, November 28, 2006 10:12 AM

Adsız dedi ki...

Gelelim AE deki öykülerine birinci öykü yani ŞİYŞE'nin hikayesi bence çok hoş olmuş alıp götürdü beni oralara keçiörene yani, yanınıza şimdi dönüş için bilet paramıda sen ödersin artık.(Çok fazla edebi yaklaşımla uğraşma bence sade ve naturel bir dil kullanman yeterli ama tek düze olmaması çok önemli)

Mardindeki Dublin'linin hikayeside çok güzel ama finali biraz apar topar bitmemişmi sence, sanki editörün"saat 9.30 a kadar yetmezse yazını yayınlamam" talimatı varmış gibi bitirmişsin ama yinede yazının başarısını çok fazla gölgelememiş .

ÖZETLE

BAŞARILAR VE TEBRİKLER

(AYRICA GEREK BU MESAJ ÇERÇEVESİNDE GEREKSE BENIM UZMANLIK ALANLARIMDA YADA YAPABİLECEĞİME INANDIĞIN HERHANGİ BİR KONUDA YAZI OLARAK YADA BAŞKA TÜRLÜ BLOG'A KATKIM OLACAKSA EMİR TELAKKİ EDERİM)

ERCAN ÇABUK ELAZIĞ VERGİ DAİRESİ MD.YRD 28.11.2006

Adsız dedi ki...

başlığı benim için bilinmeyen olduğundan ilgimi çekti, ama "şiyşe" nin ne olduğunu neye yaradığını tam olarak öğrenemedim.
tarhana gibi bir şey ama tam olarak ne? çevreyi tanımlama çabası olayı ayrıntılara alt detaylara fazlca boğmuş bu da zihnimde
o yeri canlandrımaktan vazgeçmeme sebep oluyor, bunun kötü tarafı asıl anlatmak istediğin "şiyşe" yi pas geçmene sebep olmuş.
ayrıntılar hikayenin önüne geçmemeli onu tamamlamalı yinede merak etip sonuna kadar okumaya sevkediyor insanı.

başarılar...

a.k.

Adsız dedi ki...

merhaba,

Yazmış olduğunuz öyküleri okudum gerçekçi ve samimi şekilde yazıldığını gördüm fakat ilk öyküde ŞİYŞE'NİN YOLCULUĞU'nda giriş bölümünün daha açık ve
anlaşılır olabilirdi diye düşünüyor. ben okurken sanki yazmış olunan öykünün devamıymış gibi geldi.

ikinci öyküde ise tam giriş gelişme ve sonuç olmuş nacizane görüşlerim bunlar başarılar diliyorum herşeyin istediğiniz doğrultuda olması dileğiyle,


FİLİZ TOPTAŞ.
DIŞ KREDİLER

Adsız dedi ki...

"Şiyşe" bir halk öyküsüdür,yani senin,benim,onun,hepimizin birlikte yaşayabilmemizin didinmesidir.Şiyşe bizi halkın taa içine götürür,o taşranın metropoldaki uzantısıdır.Yani taşranın metropolda yaşanmasıdır.O yaşantı acı ve özlem doludur.Tatlıdır aynı zamanda.ama en doğrusu yaşamın ta kendisidir.Yani gerçektir.Ve kahramanları sensin,benim,odur-bu öyküde Nebil Çabuk'tur-,başaka öyküde yine biziz.Duygu dolu betimlemelerle yazar Nebil Çabuk bizi derinlere,yaşamla cebelleşmeye,acıya ve haza götürüyor.Yaşama tutunmak için her ikşisini de tatmak gerek.Kalemin esen kalsın Nebil Çabuk!
Yazar Bülent Tekin

haberci dedi ki...

Blogumda sizlere tanıtmaya çalıştığım halen GIRGIR dergisinde www.dosthane.de ve www.amatorceedebiyat.com sitesinde insan sevgisi kokan yazı ve şiirlerini okuyabileceğiniz , kendisiyle interaktif ortamda tanıştığım fotoğrafındaki bakışında ya ben bir yerde görmüşüm sanki ! diyecek kadar sıcak ,ve tanıdık bakışlı herkesin tanışmasını arzu ettiğim Sayın BÜLENT TEKİN'e katılımları için teşekkür eder , saygılarımı sunarım.
Bu memleketin sana ihtiyacı var BÜLENT ağabey dilerim ALLAH'tan seni sevdiklerinden ve inandıklarından mahrum etmesin.

Adsız dedi ki...

gozlemler ılk oykulere gore ıyı okudugunuzda hayal edebılıyorsunuz ızlenen olaylar sonucu duygular %70 hıssedılıyor pıyasaya gore orta ve uzerı olabılır dıyorum
BANU CABUK

Adsız dedi ki...

Adı Güzellik

Benim adım Kadri
Senin adın Salih
Onun adı Hakkı
İsmin ne önemi varki
Önemli olan iç güzellik değilmi

Benimde katkım olsun dedim Çabuk mahallesine başarılar dilerim.

KADRİ ÇABUK. 10.01 2007

Adsız dedi ki...

ORHAN'IN TATİL GÜNLERİ

Yıl sonu gelmişti.Orhan ve ailesi iki aylık tatil yapacaklardı.Aile içi bir toplantı yaptılar, Orhan:
-Bodrum'a gidelim.
Ablası:
-Antalya'ya gidelim.
Babası:
-Bodrum'a gidelim.
Annesi :
-Bencede Bodrum'a gidelim,dedi ve böylece Bodrum'a gitme kararı alındı, çünkü ; çoğunluk Bodrum'a gitmek istiyordu.

Aradan bir ay geçti.Tatil hazırlıkları yapılmış ve gitme zamanı gelmişti. Herkes arabaya bindi ve yola koyuldular, yolda herkes çok eğlendi, mola vermek için yemek yemeye gittiler , aradan bir saat geçti ,mola zamanı bitmişti, herkes arabaya döndü, yola devam ettiler.

Dokuz saatlik yolculuk sona erdi, sonunda tatil yerine vardılar.
Burası bir oteldi.Herkes çok sevindi fakat yolda çok eğlendikleri için yorulmuşlardı.Yorgunluk gidermek için odalarının anahtarını alıp odalarına çekildiler ve hemen üstlerini değiştirip uyumak için yataklarına yattılar.Yatmaları ile uyumaları bir oldu.

Ertesi sabah kalktılar.Herkez elini ve yüzünü yıkamak için banyoya gitti.Bir saat sonra kahvaltıya oturdular.Kahvaltı bitin-
ce tekrar elini ve yüzünü yıkamak için banyoya gittiler.

Bir saat sonra yüzmek için havuza girdiler.Havuzda çok eğlendiler.On beş dakika yüzdükten sonra havuzdan çıktılar.

İki ay göz açıp kapayana dek bitti.Artık dönme vakti gel-
mişti.

Ertesi gün hazırlıklarını yaptılar.Gitmek için arabaya
bindiler ve yola koyuldular.Herkes çok mutlu oldu.

Kadri ÇABUK
(İLK ÖYKÜM)