İlk öyküm
TÜRKİYE DUBLİN İRLANDA MARDİN
Medeniyetlerin beşiği Mardin'e ilk gelişiydi.
Adını tarihteki İrlanda'lı Kelt'lerin savaş tanrısından alan Mr. Morrigan'ın, Mardin 'e yolculuğunun sebebi tarihe ve insanlara olan aşırı tutkusuydu. Yazları da okulda ders verip daha fazla para kazanmak yerine, dünyanın değişik coğrafyalarını gezerek toplumların inanç ve yaşam biçimlerini araştırma ,gözlemle geçiriyordu.
Dublin'de topu topu sayısı on kişiyi bulmayan bir kaç Türk aileyle de dostluk kuramamış, Türkiye'yi öğrenme şansı dahi olmamıştı, Çoğu Avrupalı gibi suç oranının hayli yüksek olduğu ön yargısına ragmen herseyi göze alarak gelmisti Mardin'e,
Yağmurlu ülkenin soğukkanlı insanı kısa sürede sıcak iklimin sıcakkanlı, insanlarıyla tanışmış,kaynaşmış Mardin'i gönlünün Avrupa birliğine kabul etmişti. Kırklar kilisesinde, Deyrulzafaran'da özgürce dinlerini yaşayan, eğitim alan Hristiyan Süryanilerin, Müslüman Türk ve Kürtlerle sorun yaşamadıklarını öğrenmiş , duyduklarına inanamamıştı.
ÇABUK mahallesinde, Kırklar kilisesinin çan sesleriyle, Şeyh ÇABUK camisinden yükselen ezan seslerinin birlikte çıkardığı aksak ritmi yakalamış, cenaze namazlarına katıldıklarını söyleyen Süryanilerdende bir o kadar etkilenmişti.
Büyülenmiştim sanki, artık her yıl ülkenize gelmekle kalmıyor dostlarımın da gelmesini sağlıyordum diyor, ve anlatmaya devam ediyordu, tatiller ziyaretlere dönüşmüş artık Mardin'i benimsemeye başlamıştım
Yıllar sonra ki ziyaretlerimden birisinde ilginç bir teklif aldım, yeni açılmakta olan bir koleje İngilizce öğretmeni alınacakmış, teklif gelince kabul ettim,resmi işlemlerin kolaylaşmasına Mardin valiliği ön ayak oldu . Mardin'e yerleştim, okulumu çok seviyorum, civar köylerden başarılı öğrenciler burslu kabul ediliyor.
Öğrencilerime derste İrlanda tarihiyle ilgili bir olayı aktardım 1846’da İrlanda’da "büyük patates kıtlığı" baş gösterdiğinde, yarım milyon kişi dünyanın gözü önünde açlıktan ölürken, bir tek Osmanlı, yaptığı patates yardımıyla İrlandalıların biraz olsun imdadına yetişebilmiş.
Yanlış tarım politikalari ve iklimin elverişsizliği sonucu, O dönemde yegane besin ve geçim kaynağı patates olan İrlandalılar, "blight" isimli mantar hastalığı patatese düşüp kıtlığa sebep olunca, topraklarının kirasını İngilizlere veremez olmuşlar.
Toprak sahipleri, 100 bin kişiyi sokağa atıp, yerlerine kirasını "bir şekilde" ödeyebilen inek ve koyunları toprağın yeni kiracıları olarak belleyince, İrlanda’dan Yeni Dünya’ya "büyük göç" baslamış.
Tarihte Osmanlı egemenliğinin başarısı da bu politikadan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Araştırma merakım bu zaman süresinde Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini de öğrenmeme neden oldu.
Kendimi fahri bir Türk elçisi gibi görüyorum, kendi vatanıma tatile gider oldum , hala Türklerin yeni tanıştıkları birine ilk sordukları ve bir türlü alışamadığım nerelisin ! sorusuna Mardin'liyim diye cevap veriyorum.
Tatillerimde İrlanda'da Türkleri ve Atasını anlatıyorum , ''YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ '' ilkesine sahip çıktıkça Türk insanının ,Avrupa insanıyla hoşgörü ve dostluk bağlarını daha hızla kuracağına , bu ilkeye sahip bir toplumun fertlerinin iyi bir eğitim ve iş olanakları sağlandığı takdirde en son yapacakları işin suç işlemek olacağına inanıyorum.
Tam öyle güzel anlatıyorsunuz ki, memleketimle gurur duyuyorum ,bakın size bir şey söylemek istiyorum, dediğim sırada ;
Birden omuzuma dokunulduğunu farkettim, uzun boylu, temiz giyimli, kara kalın kaşları alnının ortasında birleşmiş, renkli gözlü, yüzü traşlı ,görünüşü insana güven hissi veren, orta yaşın üzerindeki muhtemelen camide imam yada müezzin olan kişi tepemde , gülümseyerek,
- Kalk ! evladım, kapanma saati geldi, dedi.
Başkaca bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağımdaki Çabuk camisinde yatan haberci, kitabını eline tutuştup ,birazda utanıp,sıkılmış bir halde,
- İyi akşamlar
diyerek arkama bakmadan, telaşla camiden ayrıldım, ayakkabılarımı nasıl giydiğimi bile hatırlamıyorum, merdivenlerden birer ikişer çıkıp, caddenin hemen öte tarafındaki evimizin olduğu karanlık sokağa dalıp, kayboldum.
Her hakkı saklıdır @ 2006
Nebil ÇABUK
K.ÖREN / ANKARA-12.10.2006
Henüz hiç bir blogcunun yazı yazmadığı bloguma geçen ay yazdığım (18.11.2006) bugün son halini verdiğim ,ilk öykü denememi paylaşıyorm.
Saygılarımla
Medeniyetlerin beşiği Mardin'e ilk gelişiydi.
Adını tarihteki İrlanda'lı Kelt'lerin savaş tanrısından alan Mr. Morrigan'ın, Mardin 'e yolculuğunun sebebi tarihe ve insanlara olan aşırı tutkusuydu. Yazları da okulda ders verip daha fazla para kazanmak yerine, dünyanın değişik coğrafyalarını gezerek toplumların inanç ve yaşam biçimlerini araştırma ,gözlemle geçiriyordu.
Dublin'de topu topu sayısı on kişiyi bulmayan bir kaç Türk aileyle de dostluk kuramamış, Türkiye'yi öğrenme şansı dahi olmamıştı, Çoğu Avrupalı gibi suç oranının hayli yüksek olduğu ön yargısına ragmen herseyi göze alarak gelmisti Mardin'e,
Yağmurlu ülkenin soğukkanlı insanı kısa sürede sıcak iklimin sıcakkanlı, insanlarıyla tanışmış,kaynaşmış Mardin'i gönlünün Avrupa birliğine kabul etmişti. Kırklar kilisesinde, Deyrulzafaran'da özgürce dinlerini yaşayan, eğitim alan Hristiyan Süryanilerin, Müslüman Türk ve Kürtlerle sorun yaşamadıklarını öğrenmiş , duyduklarına inanamamıştı.
ÇABUK mahallesinde, Kırklar kilisesinin çan sesleriyle, Şeyh ÇABUK camisinden yükselen ezan seslerinin birlikte çıkardığı aksak ritmi yakalamış, cenaze namazlarına katıldıklarını söyleyen Süryanilerdende bir o kadar etkilenmişti.
Büyülenmiştim sanki, artık her yıl ülkenize gelmekle kalmıyor dostlarımın da gelmesini sağlıyordum diyor, ve anlatmaya devam ediyordu, tatiller ziyaretlere dönüşmüş artık Mardin'i benimsemeye başlamıştım
Yıllar sonra ki ziyaretlerimden birisinde ilginç bir teklif aldım, yeni açılmakta olan bir koleje İngilizce öğretmeni alınacakmış, teklif gelince kabul ettim,resmi işlemlerin kolaylaşmasına Mardin valiliği ön ayak oldu . Mardin'e yerleştim, okulumu çok seviyorum, civar köylerden başarılı öğrenciler burslu kabul ediliyor.
Öğrencilerime derste İrlanda tarihiyle ilgili bir olayı aktardım 1846’da İrlanda’da "büyük patates kıtlığı" baş gösterdiğinde, yarım milyon kişi dünyanın gözü önünde açlıktan ölürken, bir tek Osmanlı, yaptığı patates yardımıyla İrlandalıların biraz olsun imdadına yetişebilmiş.
Yanlış tarım politikalari ve iklimin elverişsizliği sonucu, O dönemde yegane besin ve geçim kaynağı patates olan İrlandalılar, "blight" isimli mantar hastalığı patatese düşüp kıtlığa sebep olunca, topraklarının kirasını İngilizlere veremez olmuşlar.
Toprak sahipleri, 100 bin kişiyi sokağa atıp, yerlerine kirasını "bir şekilde" ödeyebilen inek ve koyunları toprağın yeni kiracıları olarak belleyince, İrlanda’dan Yeni Dünya’ya "büyük göç" baslamış.
Tarihte Osmanlı egemenliğinin başarısı da bu politikadan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Araştırma merakım bu zaman süresinde Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini de öğrenmeme neden oldu.
Kendimi fahri bir Türk elçisi gibi görüyorum, kendi vatanıma tatile gider oldum , hala Türklerin yeni tanıştıkları birine ilk sordukları ve bir türlü alışamadığım nerelisin ! sorusuna Mardin'liyim diye cevap veriyorum.
Tatillerimde İrlanda'da Türkleri ve Atasını anlatıyorum , ''YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ '' ilkesine sahip çıktıkça Türk insanının ,Avrupa insanıyla hoşgörü ve dostluk bağlarını daha hızla kuracağına , bu ilkeye sahip bir toplumun fertlerinin iyi bir eğitim ve iş olanakları sağlandığı takdirde en son yapacakları işin suç işlemek olacağına inanıyorum.
Tam öyle güzel anlatıyorsunuz ki, memleketimle gurur duyuyorum ,bakın size bir şey söylemek istiyorum, dediğim sırada ;
Birden omuzuma dokunulduğunu farkettim, uzun boylu, temiz giyimli, kara kalın kaşları alnının ortasında birleşmiş, renkli gözlü, yüzü traşlı ,görünüşü insana güven hissi veren, orta yaşın üzerindeki muhtemelen camide imam yada müezzin olan kişi tepemde , gülümseyerek,
- Kalk ! evladım, kapanma saati geldi, dedi.
Başkaca bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağımdaki Çabuk camisinde yatan haberci, kitabını eline tutuştup ,birazda utanıp,sıkılmış bir halde,
- İyi akşamlar
diyerek arkama bakmadan, telaşla camiden ayrıldım, ayakkabılarımı nasıl giydiğimi bile hatırlamıyorum, merdivenlerden birer ikişer çıkıp, caddenin hemen öte tarafındaki evimizin olduğu karanlık sokağa dalıp, kayboldum.
Her hakkı saklıdır @ 2006
Nebil ÇABUK
K.ÖREN / ANKARA-12.10.2006
Henüz hiç bir blogcunun yazı yazmadığı bloguma geçen ay yazdığım (18.11.2006) bugün son halini verdiğim ,ilk öykü denememi paylaşıyorm.
Saygılarımla

4 yazı sende yaz:
İlk defa öykü yazan birisi için İfadelerin çok güzel başarılarının devamını dilerim zamanım olmadığından uzun yazamadım daha sonra uzun uzun yorum yapmayı düşünüyorum.
Saygılarımla
TEKİN ÖZALAN.
İstanbul
Başarılar diliyor, kardeşlik kokan daha nicelerini bekliyoruz.
A.MUSTAFA SARISÖZEN
Yazar Nebil Çabuk,"İlk Öyküm" diyor...Belki kaleme aldığı olabilir bu söylediği.Ama görünen o ki bu öyküyü defalarca hayal dünyasına yazmış önceden.Evet, bu ilk öykü yazarın daha önce imgeleminde yer alan-hem de çok sevdiği!-bir öykü.İşte o ilk öyküyü bize aktararak bizi de zaman tüneline sokuyor yazar.İrlandalı dost insanla,Mardinli süryani,Kürt,Türk ya da Arap aynı empatiler içinde.Çünkü zaman tünelinde aynı medeniyetin farklı coğrafyalarında görülse de orjin olarak Mezopotamya'da ortaya çıkan o ilk medeniyetin motifleri olarak aynılaşıyor.Kadim Mardin kentinin içinde bulunduğu medeniyet, zaman zaman Sümer,Akad,Babil,Asur,Med,Pers ve zaman zaman Arap,Kürt,Süryanı,Türk ve belki de ara ara Zerdüşt,Hıristiyan,İslam,Yezit motifleriyle de olsa aslında bir aynılık taşır.Yani Kırklar Kilisesinde çalan çan Şeyh Çabuk Camisinin şerefesine ulaşır.Ve Şeyh Çabuk Camisinde bir Hıristiyan Süryani,İrlandalı dost insan, bir Kürt,Arap ya da Türk Müslüman aynı huşuyla kendi inançları içinde eriyerek birleşirler.Yani tüm bu insanlar Şeyh Çabuk Camisinde birlikte ibadet edebilirler.Çünkü burdaki ibadetin, barış ve sevgiye ulaşan ilahi dualarla yerine ulaşacağına inanır ibadet edenler.Nebil Çabuk bize bu topraklarda doğan medeniyetin binlerce yıl sonra bu kez Avrupa'dan bize döndüğünü anlatır.Bu öykü bir şekilde ilk öyküdür:Doğrudur,ilk medeniyetin doğduğu yerden Dublin'e gidip takrar Mardin'e döndüğü bir ilktir.Yazar Nebil Çabuk bizi de hakketmişiz gibi bu zaman tüneline yeniden sokmak istiyor.Belki de düşüncesinde barış'a,evet hem ülkede hem de dünyada barışa ulaşmak vardır.Niçin olmasın?Ortadoğuda,yani ilk medeniyetin çıktığı bu kadim topraklarda-bugün-en çok barışa gereksinim yok mudur?Bizi büyük düşlere itiyorsun Nebil Çabuk!Kalemin bir kez daha keskin yazsın!
Yazar Bülent Tekin
Öykülerimi okuyan ,yorum yaparak beni cesaretlendiren tüm dost ve ağabeylerime saygılarımı sunarım
İçimdeki ateşin son kıvılcımı sönene kadar toplumum işin çaba göstereceğim.
26.12.2006
Yorum Gönder